İngilizce sipariş verme, kafede ve restoranda işine yarayacak cümleler
Yurt dışında bir kafeye girdin, sıra sana geldi ve kafan boşaldı. Çok tanıdık bir an. İyi haber şu: Kafede ve restoranda kullanılan İngilizce sınırlı ve tekrarlayan bir dildir. Birkaç kalıbı öğrendiğinde, her seferinde aynı cümleleri rahatça kullanırsın.
Bu yazıda sipariş verirken işine yarayacak cümleleri, karşı taraftan duyacağın soruları ve Türkçe konuşanların en sık yaptığı hataları bulacaksın.
İçeri girerken
Restoranlarda genellikle seni biri karşılar ve masaya yerleştirir:
- Hi, a table for two, please. Merhaba, iki kişilik bir masa lütfen.
- Do you have a table for four? Dört kişilik masanız var mı?
- I have a reservation under the name Demir. Demir adına rezervasyonum var.
- Can we sit outside? Dışarıda oturabilir miyiz?
Kafelerde ise genellikle doğrudan tezgâha gidersin.
Sipariş verirken kullanacağın cümleler
İngilizcede sipariş verirken en doğal kalıplar şunlardır:
- Can I have a latte, please? Bir latte alabilir miyim?
- Could I get a cappuccino, please? Bir cappuccino alabilir miyim? (Özellikle Amerikan İngilizcesinde çok yaygın.)
- I'll have the chicken salad. Tavuk salatası alayım.
- I'd like a glass of water, please. Bir bardak su istiyorum.
- What do you recommend? Ne önerirsiniz?
- Is this spicy? Bu acı mı?
- I'm vegetarian. Which dishes don't have meat? Vejetaryenim. Hangi yemeklerde et yok?
- I'm allergic to nuts. Kuruyemişe alerjim var.
Türk mutfağından gelen alışkanlıklar için birkaç faydalı karşılık:
- Sade (sütsüz) kahve: a black coffee
- Sütlü kahve: a coffee with milk ya da a white coffee (İngiltere'de)
- Az şekerli: with a little sugar; şekersiz: no sugar
- Musluk suyu: tap water; şişe su: bottled water
İngiltere'de çay sipariş edersen sana çoğu zaman sütlü siyah çay getirilebileceğini unutma. Sütsüz istiyorsan Black tea, no milk, please demen yeterli.
Garsondan duyacağın sorular
Asıl zorluk konuşmak değil, karşı tarafın hızlı sorularını anlamaktır. En sık duyacakların:
- Are you ready to order? Sipariş vermeye hazır mısınız?
- What can I get you? Size ne getireyim?
- For here or to go? (ABD) / Eat in or take away? (İngiltere) Burada mı, paket mi?
- What size? Hangi boy? (small, medium, large)
- Still or sparkling? Sade su mu, maden suyu mu?
- How would you like your steak? Bifteğiniz nasıl olsun? (rare az pişmiş, medium orta, well done iyi pişmiş)
- Anything else? Başka bir şey?
- Is everything okay? Her şey yolunda mı?
Anlamadıysan rahatça sorabilirsin: Sorry, could you say that again? ya da Sorry, I didn't catch that. Garsonlar bunu her gün duyar, utanacak bir şey yok.
Hesabı isterken
- Can I have the bill, please? (İngiltere) / Can I get the check, please? (ABD) Hesabı alabilir miyim?
- Can we pay separately? Ayrı ayrı ödeyebilir miyiz?
- Can we split the bill? Hesabı bölebilir miyiz?
- Do you take cards? Kart geçiyor mu?
- Keep the change. Üstü kalsın.
Bahşiş geleneği ülkeden ülkeye çok değişir. ABD'de bahşiş beklenen bir şeyken, birçok Avrupa ülkesinde daha isteğe bağlıdır. Gideceğin ülkenin alışkanlığına önceden bakmak iyi olur.
Türkçe konuşanların sık yaptığı hatalar
1. "I want..." ile başlamak Türkçede "Bir çay istiyorum" tamamen kibar bir cümledir. İngilizcede I want a tea ise kulağa sert, hatta kaba gelebilir. Bunun yerine Can I have...?, Could I get...? ya da I'd like... kullan.
2. "Give me..." demek "Bana bir su ver" Türkçe günlük dilde sorun değil, ama Give me a water İngilizcede emir gibi algılanır. Could I have some water, please? çok daha doğal.
3. Artikelleri atlamak Türkçede artikel olmadığı için Can I have menu? demek kolay bir hatadır. Doğrusu: Can I have the menu, please? Benzer şekilde: a table, the bill.
4. "Please" kelimesini unutmak Türkçede kibarlığı ses tonuyla ve "-abilir miyim" yapısıyla veririz. İngilizcede please ve thank you neredeyse zorunludur. Siparişin sonuna bir please eklemek her şeyi değiştirir.
5. "Afiyet olsun"un birebir karşılığını aramak İngilizcede tam karşılığı yoktur. Garson tabağı bırakırken Enjoy your meal! ya da Enjoy! der. Sen de Thank you! diye cevap verirsin. Masadakilere Bon appétit! demek de kabul görür.
6. "Kolay gelsin" demeye çalışmak Bu güzel ifadenin İngilizcede karşılığı yok. Garsona teşekkür etmek istiyorsan Thanks, have a good day! demen yeterli.
7. "Sıcak su" ile "çay" karışıklığı Hot water gerçekten sıcak su demektir. Çay istiyorsan tea, bitki çayı istiyorsan herbal tea de.
Kısa bir örnek diyalog
Barista: Hi! What can I get you? Sen: Hi, can I have a medium latte, please? Barista: Sure. For here or to go? Sen: For here, please. And could I get a croissant too? Barista: Of course. Anything else? Sen: No, that's all, thanks. Barista: That's 6.50. Sen: Can I pay by card? Barista: Yes, just tap here.
Bu diyalogdaki her cümle başka kafelerde de neredeyse birebir tekrarlanır. Birkaç kez sesli okursan, bir sonraki seferde ağzından kendiliğinden çıkar.
Pratik yapmak için öneri
Bir sonraki kafe ziyaretinden önce, kendi siparişini İngilizce olarak bir kez kafanda kur: hangi içecek, hangi boy, burada mı paket mi. Parlumi'deki dinleme alıştırmalarını yavaş hızda başlatıp sonra normal hıza geçirmek de, garsonların hızlı konuşmasına alışmanın iyi bir yolu. Birkaç denemeden sonra o "kafanın boşaldığı an" yerini rahat bir sohbete bırakır.